Bir ülkede yaşayan insanların ne kadarının kendi evinde oturduğu, konut piyasasının yapısını anlamak açısından önemli göstergelerden biri. Ancak ev sahipliği oranı yalnızca konut fiyatlarıyla açıklanmıyor. Geçmişte uygulanan konut politikaları, miras yoluyla mülk edinimi, kredi sistemi, kiralama kültürü ve aile yapısı da oranları etkiliyor.
Eurostat’ın 2024 verilerine göre Avrupa Birliği’nde insanların yüzde 68’i kendi evinin sahibi olduğu konutta yaşarken yüzde 32’si kiracı konumunda bulunuyor. Ancak ülkeler arasındaki fark oldukça büyük. Romanya’da bu oran yüzde 94’e çıkarken Slovakya’da yüzde 93, Macaristan’da yüzde 92 seviyesinde bulunuyor.
Avrupa’da ev sahipliği oranı neden farklı?
Avrupa’nın doğusu ile batısı arasında belirgin bir fark bulunuyor. Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde yüksek ev sahipliği oranlarının önemli nedenlerinden biri, geçmiş dönemlerde kamu mülkiyetindeki konutların özelleştirilmesi ve hanelerin bu konutları satın alması.
OECD verileri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. OECD’nin konut varlıkları araştırmasında Almanya’da ev sahibi hanelerin oranı yüzde 44 civarındayken Avusturya ve Danimarka’da yaklaşık yüzde 46 seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık Litvanya’da oran yüzde 93’e ulaşıyor.
Almanya neden farklı?
Almanya, Avrupa’da kiracılığın en yaygın olduğu ülkelerden biri. Eurostat’ın 2024 verilerine göre Almanya’da nüfusun yüzde 53’ü kiralık konutlarda yaşıyor. Avusturya’da kiracıların oranı yüzde 46, Danimarka’da ise yüzde 39.
Bu durum her zaman konut piyasasının kötü olduğu anlamına gelmiyor. Almanya’da uzun süreli kiracılık toplumsal ve ekonomik açıdan daha kabul gören bir konut tercihi olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de ev sahipliği oranı ne durumda?
Türkiye’de konut sahipliği oranı Avrupa’nın en yüksek ülkeleriyle aynı seviyede değil. 2026’da yayımlanan ve Eurostat verilerini aktaran karşılaştırmalarda Türkiye’de insanların yaklaşık yüzde 57’sinin kendi evinde yaşadığı belirtiliyor.
Bu tablo, Türkiye’de ev sahibi olmanın güçlü bir toplumsal hedef olmasına rağmen konut maliyetlerinin özellikle yeni nesil açısından önemli bir sorun haline geldiğini gösteriyor.
Yüksek ev sahipliği her zaman daha ucuz konut anlamına mı geliyor?
Hayır.
Bir ülkede ev sahipliği oranının yüksek olması, konutların mutlaka ucuz olduğu anlamına gelmez. Ev sahipliği oranı geçmişten gelen mülkiyet yapısından da etkilenebilir.
Örneğin Romanya’daki yüzde 94’lük oran, günümüzde herkesin kolaylıkla ev satın alabildiği anlamına gelmiyor. Mevcut konutların mülkiyet yapısı, yeni konut üretimi ve satın alma gücü birbirinden farklı göstergeler.
Ev sahipliği oranı ile kiralık konut piyasası arasındaki ilişki
Ev sahipliği oranı düştükçe kiralık konut piyasasının önemi artıyor. Almanya bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.
Kiralama kültürünün güçlü olduğu ülkelerde insanlar uzun yıllar kiracı olarak yaşamayı tercih edebiliyor. Bu nedenle düşük ev sahipliği oranını doğrudan konut krizinin göstergesi olarak değerlendirmek doğru değil.
Avrupa’da konut sahipliği haritası değişiyor
Eurostat verileri, AB genelinde ev sahipliği oranının 2023’te yüzde 69 iken 2024’te yüzde 68’e gerilediğini gösteriyor.
Bu küçük değişim bile konut maliyetleri, gelirler ve kiralama eğilimlerinin Avrupa’daki konut tercihlerini etkilediğini gösteriyor.
Sonuç olarak ev sahipliği oranlarını değerlendirirken tek başına yüzdeye bakmak yerine ülkelerin gelir düzeyi, konut fiyatları, kira piyasası ve tarihsel mülkiyet yapısı birlikte ele alınmalı.
Sizce Türkiye’de insanların daha büyük bölümünün ev sahibi olabilmesi için öncelik konut fiyatlarında mı, kredi faizlerinde mi yoksa gelirlerde mi olmalı?
İlhan ÇAMKARA / Emlak Haber Ajansı
