Türkiye’de hizmet sektörüne baktığınızda ortak bir gerçek görürsünüz: Sonuç ne olursa olsun, emek karşılıksız kalmaz. Avukat davasını kazanır ya da kaybeder; fark etmez. Emeğinin, bilgisinin ve zamanının karşılığı vardır. Muhasebeci şirket zarar da etse, kâr da etse aylığını alır. Danışman verdiği fikir tutar ya da tutmaz; faturasını keser, yoluna bakar. Çünkü bu mesleklerde “sonuç” değil; zaman, bilgi ve emek satılır.
Emlakçılıkta ise tablo bambaşkadır. Bu mesleğin kazancı neredeyse tamamen tapuya bağlanmıştır. Satış varsa emek vardır, satış yoksa emek de yok sayılır. Aylar süren portföy çalışmaları, fiyat analizleri, ilan süreçleri, bitmeyen telefonlar, hafta sonu gösterimleri ve müşteri trafiği… Tüm bu süreçlerin sonunda satış gerçekleşmezse söylenen cümle genellikle aynıdır: “Demek ki olmamış.”
Oysa işin en kritik noktası tam da burada başlar. Emlakçı aslında satış yapmaz; karar yönetir. Yanlış fiyattan evini satmaktan vazgeçirdiği bir mülk sahibi, hatalı bir yatırımı almaktan kurtardığı bir alıcı ya da piyasanın çok üzerinde fiyat isteyen müşteriye “buradan dön” diyebilmek… Bunların her biri başlı başına iştir. Bilgi ister, tecrübe ister, sorumluluk ister. Ancak mevcut sistem bu emeği görmezden gelir. Tapu yoksa emek de yoktur anlayışı hâkimdir.
Sonra dönüp aynı soruyu sormaya devam ederiz: “Emlakçılar neden böyle?”
Cevap basittir: Çünkü düzen böyle. Ücretsiz çalışmaya alıştırılmış bir meslekten kalite, etik ve sürdürülebilirlik beklemek gerçekçi değildir. Bugün emlakçılara açıkça şunu söyleyen bir sistem vardır: “Ya ücretsiz çalışıp belki kazanırsın ya da bu işi hiç yapmazsın.” Bu bir tercih değil, dayatmadır. Sonuç ise nettir: Piyasada bilgili olan değil, dayanabilen kalır.
Konu açıldığında sıkça başvurulan bir kaçış cümlesi vardır: “Dünyada da böyle.” Amerika’da, Avrupa’da, başka ülkelerde… Ancak açık konuşmak gerekir: Bu bizi ilgilendirmez. Türkiye’nin tapu kültürü de, kat karşılığı sistemi de, müteahhitlik anlayışı da dünyadan farklıdır. O hâlde emlakçının hak ediş modelini birebir kopyalamak zorunda da değiliz. Daha adilini yapmak mümkündür.
En başta şunu kabul etmek gerekir: Hak ediş satışla başlamaz, emekle başlar. Bir meslek yalnızca “başarılı olursa para kazandırıyorsa” o meslek olmaktan çıkar, kumara dönüşür. Kimse avukata “Davayı kazanırsan ücret alırsın” demez. Ama emlakçı için bunu normal görmek, hatta yadırgamamak, asıl sorunun başladığı yerdir.
Bu düzen değişmediği sürece emlakçılık elbette devam eder; ancak nasıl? İtibarını toparlayamayan, sürekli tartışılan, küçümsenen ve suçlanan bir meslek olarak. Oysa emlakçının söylemesi gereken cümle son derece nettir:
“Ben satış kovalamıyorum; aklımı ve tecrübemi satıyorum.
Emeğim tapuya bağlı değil. Hak edişim bir lütuf değil.”
Aytekin Gürtuğ Kargı
Turyap Yeşilköy Temsilcisi

